Iyi Usul ve Tatbikin Memnun Edici Neticelerini Vatandas
Hiç Bir Isde Vergi Mevzuu Kadar Hassasiyetle Takdir Etmez

           K .ATATÜRK
MALATYA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Web Sitesine Hoşgeldiniz
 

 

 

  Ana Sayfa Hizmet Birimlerimiz Mevzuat Toplam Kalite Yönetimi Vergi Takvimi E-Kütüphane
  İstatistik İhale ve Satış İlanları Etkinlikler Vergi Rekortmenleri Faydali Linkler İletişim

                               
                               
 

          Türk kültüründe altının önemli bir yeri vardır ve altın ve kuyumculuğa özel bir önem atfedilmiştir. Bu sayede ülkemizde kuyumculuk mesleği, yüzyıllardır varlığını geliştirerek sürdürmüştür. Kuyumculuğun ülkemizde gelişmesinin en önemli nedenlerinden biri de altının iyi ve güvenilir bir yatırım alternatifi olmasıydı. Ancak 1980'lerden sonra ülkemizde esen liberal rüzgarlar nedeniyle döviz, borsa, faiz gibi yatırım alternatiflerinin ortaya çıkmasından sonra bir yatırım alternatifi olarak altın önemini biraz kaybetmiştir.

          Kuyumculuk mesleğini diğer ticari faaliyetlerden ayıran bir kısım farklılıklar mevcuttur. Burada ticari faaliyete konu olan emtianın altın gibi değerli bir maden olması bir takım karmaşık işlemleri de beraberinde getirmekte ve uygulamada bazı sorunlara neden olmaktadır. Günümüzde kuyumculuk, önemli ölçüde sermaye birikimi gerektiren ve bazı yasal düzenlemelerin bilinmesini zorunlu kılan bir meslektir.

          Çalışmamızın amacı sektörde faaliyet gösteren mükelleflerin mali hak ve yükümlülüklerini genel hatlarıyla ortaya koymak ve uygulamada karşılaşılan bazı sorunları irdelemektir.

          Kuyumculuk faaliyetinden elde edilen kazancın vergilendirilmesi boyutuna girmeden önce, sektöre ilişkin bazı özellikler ve sıkça kullanılan bazı kavramlar üzerinde durmakta yarar bulunmaktadır.

          2. ALTIN VE KUYUMCULUK SEKTÖRÜ

          Kuyumcu : Değerli metal ve taşlardan bilezik, küpe vb. süs eşyası yapan veya satan kimse, mücevherci, cevahirci.

          Sarraf : Değerli kağıt ve metal paraları birbiriyle değiştiren, tahvil alışverişi yapan kimse.

          Saf altın yumuşak ve kolay işlenebilir bir metaldir. Bu nedenle aşınmayı ve deforme olmayı engellemek için altının sertleştirilmesi gerekir. Altını sertleştirmek amacıyla içine gümüş, bakır, çinko vb. madenler ilave edilir. Ancak civa, kurşun, demir gibi maddeler bu işlemde kullanılmaz. Civa altını çürütür, kurşun çatlatır, demir paslandırır ve leke yapar. Altının sertleştirilmesi amacıyla başka madenlerin kullanılması kuyumculukta bir takım ölçü birimlerinin oluşmasına neden olmuştur. Bu kavramlardan en önemlisi ayar veya miliem kavramıdır.

          Ayar (Miliem): Bir külçedeki değerli maden miktarının ağırlığa oranına ayar denir. Ayarlar ya bindeye göre yahut da 24 paydasına göre ifade edilir. Örneğin 24 gram ağırlığındaki 22 ayar bir altında, 22 gram saf, 2 gram da saf olmayan maden var demektir. Miliem hesabında ise bu, 22 ayar altında (22/24=) 0,916, 18 ayar altında 0,750, 14 ayar altında 0,583 ve 8 ayar altında ise 0,333 milieme denk gelmektedir. Tam saflık derecesinde 24 ayar altın 1000 milieme denk gelmektedir. Ancak doğada bugüne kadar tam saflıkta altın madenine rastlanmamıştır. İthal edilen külçe altınlar 999,99 miliem olarak ülkemize gelmektedir. Ülkemizde ise bu saflık derecesi 0,995 milyeme ancak ulaşabilmekte ve “astar” olarak tabir edilen bu has altın kuyumcu piyasasında kullanılmaktadır.

          Burada bahsetmiş olduğumuz ayar/miliem kavramı sektördeki faaliyetlerin sağlıklı yürütülmesi açısından çok önemlidir. Bu nedenle piyasada satışa sunulan altınlara göre bu kavramın üzerinde biraz daha ayrıntılı durulmasının faydalı olacağın düşünmekteyiz. Az önce belirtildiği gibi ayar bir külçedeki değerli maden miktarının ağırlığa oranıdır. Yani 24 gr ağırlığındaki 22 ayar altının içinde 22 gram saf altın, 24 gr ağırlığındaki 18 ayar altının içinde 18 gram saf altın, 24 gr ağırlığındaki 14 ayar altının içinde 14 gram saf altın ve 24 gr ağırlığındaki 8 ayar altının içinde ise 8 gr saf altın mevcuttur. Bunların miliem olarak ifadesi ise şu şekilde olacaktır.

          •  8 Ayar Altın (8/24=) 0,333 Miliem

          Örneğin: 10 Gr Ağırlığındaki 8 Ayar Altının İçindeki Has Altın Miktarı Aşağıdaki Gibi Hesaplanacaktır.

          Has Altın Miktarı = 10 X 0,333= 3,33 Gr

          Diğer Alaşım Miktarı = 10 – 3,33= 6,67 Gr

          2) 14 Ayar Altın (14/24=) 0,585 Miliem

          Örneğin: 10 Gr Ağırlığındaki 14 Ayar Altının İçindeki Has Altın Miktarı Aşağıdaki Gibi Hesaplanacaktır.

          Has Altın Miktarı = 10 X 0,583= 5,83 Gr

          Diğer Alaşım Miktarı = 10 – 5,83= 4,17 Gr

          3) 18 Ayar Altın (18/24=) 0,750 Miliem

          Örneğin: 10 Gr Ağırlığındaki 18 Ayar Altının İçindeki Has Altın Miktarı Aşağıdaki Gibi Hesaplanacaktır.

          Has Altın Miktarı = 10 X 0,750= 7,5 Gr

          Diğer Alaşım Miktarı = 10 – 7,5= 2,5 Gr

          4) 22 Ayar Altın (22/24=) 0,916 Miliem

          Örneğin: 10 Gr Ağırlığındaki 22 Ayar Altının İçindeki Has Altın Miktarı Aşağıdaki Gibi Hesaplanacaktır.

          Has Altın Miktarı = 10 X 0,916= 9,16 Gr

          Diğer Alaşım Miktarı = 10 – 9,16= 0,84 Gr

          Ayar veya miliem hesabı sektörde gerek müşteri ile olan ilişkilerde gerekse mağazalarla, imalatçı veya toptancı arasındaki ilişkilerinde çok sık kullanılmaktadır. Bu ilişkilerde altının dönüştürülmesi yapılırken, altının milyemi ile gramı çarpılıp, ayarlanacak altının milyemine bölünür. Böylece ayarlanacak altının alaşım muhteviyatlı gram mevcudu tespit edilmiş olur.

 

          ÖRNEK :

          Kuyumcu mağazası sahibi bay A, toptancısından aldığı 1.000 gram ağırlığında 0,995 milyem ayarında has altını imalatçısına gönderip 22 ayar bilezik yaptırmıştır. imalatçıdan gelecek olan 22 ayar işlenmiş altının gramajı şu şekilde hesaplanacaktır.

          1.000 gram x 0,995 / 0,916 = 1.086 gram.

          Kuyumculuğun dalları üç başlık altında toplanabilir. Bunlar kuyumcu toptancıları, kuyumcu imalatçıları ve kuyumcu mağazalarıdır. Kuyumcu toptancıları, sermayeleri olan has altını atölyelere verip imalat yaptırırlar ve daha sonra bu malları kuyumcu mağazalarına satarlar. Kuyumcu imalatçıları genel olarak fason altın imalatı yaparlar. Fason imalatın temel prensibi hammaddenin fason iş yaptıranlarca temin edilmesidir. Kuyumcu mağazaları ise, toptancılarından aldıkları mamul haline gelmiş altını tüketiciye satarlar. Bunun yanında kendi sermayesi olan altını veya tüketiciden aldıkları hurda altını imalatçıya göndererek mamul haline geldikten sonra satışını gerçekleştirirler.

          Kuyumcular altını ziynet eşyası olarak veya meskuk altın olarak arz ederler. Meskuk altın, basılmış altın demektir. Osmanlı döneminde meskuk altınlar piyasada bir para birimi olarak tedavül etmiş, daha sonra banknotların piyasaya sürülmesiyle bu özelliğini yitirmiştir. Meskuk altınlar, ziynet eşyası ve tasarruf aracı olma özelliği ile dikkat çekicidir. Günümüzde meskuk altınlar “Cumhuriyet Altın Sikkeleri” ve “Cumhuriyet Ziynet Altınları” olarak basılmaya devam edilmektedir. Meskuk altın baskı işlemi 22 ayardan düşük olmamak üzere darphane tarafından yapılmaktadır. Piyasada satışa sunulan meskuk altınlar şunlardır.

 

CİNSİ

CUMHURİYET ALTINLARI

ZİYNET ALTINLARI

¼ Çeyrek Altın

1,80-gr

1,75-gr

½ Yarım Altın

3,60-gr

3,50-gr

1 lira

7,21-gr

7,01-gr

2,5 (İkibuçukluk)

18,04-gr

17,54-gr

5 (Beşlik)

36,08-gr

35,08-gr

          Bu genel açıklamalardan sonra kuyumculuk faaliyetinden elde edilen kazançların vergilendirilmesi konusunda üzerinde durulması gereken özellik arz eden hususları belirtelim. Sektörün vergilendirilmesinde, ticari kazancın tespitinde hangi giderlerin hasılattan indirilebildiği, hangilerinin indirilemediği konuları dikkat çekici başlıklar olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak daha öncesinde değinilmesi gereken konu kuyumculukta ticari kazancın tespit yöntemidir.

 

          3. KUYUMCULUKTA TİCARİ KAZANCIN TESPİT YÖNTEMİ

          Gelir Vergisi Kanunu'nun 37. maddesine göre, her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançlar ticari kazançtır. Dolayısıyla kuyumculuk faaliyetinden elde edilen kazançlar da ticari kazanç olacaktır. Kuyumculuk faaliyeti; şahıs, adi ortaklık veya şirket şeklinde mükellefiyet tesis ettirilerek gerçekleştirilebilir. Mükellefiyetin şahıs veya şirket olarak tesis ettirilmesinin, bu faaliyetlerden elde edilen kazancın ticari kazanç olmasına etkisi yoktur.

          193 sayılı GVK'na göre ticari kazancın tespitinde iki çeşit yöntem vardır. Birincisi basit usulde ticari kazancın tespiti, ikincisi ise gerçek usulde ticari kazancın tespitidir. Basit usule tabi mükellefler vergisel alandaki pek çok şekli yükümlülüklere tabi olmamakla birlikte kuyumculuk faaliyeti ile uğraşanların bu yöntemle ticari kazançlarını tespit etmeleri mümkün değildir. Çünkü aynı kanunun 51. maddesinde basit usulün hududu açıklanmış, basit usulden faydalanamayacaklar sıralanmıştır. Bu madde hükmüne göre sarraflar ile kıymetli maden ve mücevherat alım satımı ile uğraşanlar basit usulden yararlanmaları mümkün değildir. Bu durumda kuyumcular yalnızca gerçek usulde vergilendirileceklerdir. Gerçek usulde ticari kazancın tespiti ise bilanço esası ve işletme hesabı esası olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Bilanço esasında ticari kazanç, teşebbüsdeki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müsbet farktır. İşletme hesabı esasında ise ticari kazanç, bir hesap dönemi içinde elde edilen hasılat ile giderler arasındaki müspet farktır.

          Ticari kazancın işletme hesabı esasına göre veya bilanço esasına göre tespiti arasında tutulması gereken defterler yönünden önemli farklılıklar bulunmaktadır. V.U.K.'nun 182. maddesine göre bilanço esasına tabi olan bir kuyumcu yevmiye defteri, defteri kebir ve envanter defteri tutmak zorundadır. Aynı kanunun 193. maddesi uyarınca İşletme hesabı esasına tabi olan kuyumcular ise sadece işletme hesabı defteri tutacaklarıdır.

          Buna göre anlaşılacağı üzere, kuyumcularda ticari kazanç sadece gerçek usulde tespit edilebilecek ve hangi kuyumcunun bilanço esasına hangisinin işletme hesabı esasına tabi olacağı konusunda ise 213 sayılı VUK'nun 177. maddesine göre hareket edilecektir. Söz konusu maddede bu tespitin yapılabilmesi için iş hacmi ölçüleri hükme bağlanmıştır. Madde hükmüne göre 01.01.2006 tarihinden geçerli olmak üzere iş hacmi ölçüleri itibariyle bilanço esasına tabi olacak mükellefler aşağıdaki gibi olacaktır.

          - Satın aldıkları malları olduğu gibi veya işledikten sonra satan ve yıllık alımlarının tutarı 96.000 YTL'yi veya satışlarının tutarı 130.000 YTL'yi aşanlar.

          - Birinci bentte yazılı olanların dışındaki işlerle uğraşıp da bir yıl içinde elde ettikleri gayri safi iş hasılatı 52.000 YTL'yi aşanlar. (Hizmet işletmeleri)

          - 1 ve 2 numaralı bentlerde yazılı işlerin birlikte yapılması halinde 2 numaralı bentte yazılı iş hasılatının beş katı ile yıllık satış tutarının toplamı 96.000 YTL'yi aşanlar.

          Bu noktada belirtilmesi gereken bir konu da kuyumculuk faaliyetinin ticaret şirketi kurmak suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, doğal olarak biraz önce belirtilmiş olan iş hacmi ölçüleri ile bağlı kalınmaksızın bilanço esasına tabi olunacağıdır.

          Kazanç tespiti ile ilgili olarak yapılan bu açıklamalardan sonra çok iyi bilinmesi gerektiğini düşündüğümüz ticari kazancın tespitinde indirim konusu yapılabilecek ve yapılamayacak giderler konusuna değinmek yararlı olacaktır.

          4.TİCARİ KAZANCIN TESPİTİNDE İNDİRİLECEK GİDERLER VE GİDER KABUL EDİLMEYEN ÖDEMELER

          Gelir Vergisi Kanunu'nun 40 ve 41. maddelerinde hasılattan indirilecek giderler ile gider kabul edilmeyen ödemeler sıralanmıştır. İndirimi mümkün olan giderler, vergi matrahının tespitinde hasılattan indirilebilecektir. Doğal olarak kuyumculuk faaliyetinde hasılat, yapılan satışlar ve verilen hizmetler karşılığında elde edilen hasılattır.

          MADDE 40- İNDİRİLECEK GİDERLER

          1- Ticari Kazancın Elde Edilmesi ve İdame Ettirilmesi İçin Yapılan Genel Giderler. (40/1)

          Örneğin işyerinin elektrik, su, telefon, kira giderleri.

          2- Mükellefin İşinde Çalışan Hizmetli ve İşçilerin İşyerinde veya İş Yerinin Eklentilerindeki İaşe (Yiyecek) ve İbate (Barınma) Giderleri ile Tedavi ve İlaç Giderleri (40/2)

          Bu düzenlemeden üzerinde durulması gereken konu işyerinde çalışan işçiler veya hizmetlilere verilen yemek bedelleridir. Yemek bedeli olarak yapılan harcamaların GVK'nun 40/2. maddesine göre indirim konusu yapılabilmesi için yemeğin iş yerinde veya eklintisinde verilmesi zorunluluğu vardır. Ancak bu ifade, iş yeri veya eklentisi dışında yemek verilmesi halinde yapılan harcamaların gider olarak dikkate alınamayacağı anlamına gelmemektedir. Bu şekilde yapılan harcamalar yine GVK'nun 40/1. maddesi kapsamında gider olarak dikkate alınabilecektir.

          İşçilere iş yerinde veya eklentilerinde yemek verilmesi durumunda sağlanan bu menfaat işçi açısından ücret sayılmakla beraber, GVK'nun 23/8. maddesindeki müteferrik istisnalar nedeniyle tutarı ne olursa olsun vergiden istisnadır.

          Yemek hizmetinin işyeri veya eklnetilerinde değil dışarıda verilmesi durumunda, sağlanan bu menfaatler işçi açısından yine ücret sayılmakla birlikte artık tamamı değil belli bir tutarı gelir vergisinden istisna olacaktır. GVK'nun 23/8. maddesinde bu istisna tutarı 01.01.2006 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere günlük KDV hariç 8,25 YTL (2005 yılı için 7,5 YTL) olarak belirlenmiştir. İşçilerin bu tutara kadar olan kısımdaki istisnadan yararlanması için ödemenin işverence, yemek verme hizmetini sağlayan mükellefe yapılması gerekir. Bu tutarın aşılması veya yemek bedelinin hizmet erbabına ödenmesi halinde sağlanan menfaatler ücret olarak vergilendirilecektir. Burada önemli olan husus bu tür giderlerin işveren açısından gider yazılıp yazılmayacağı değildir. Nitekim işveren GVK'nun 40. maddesinin 1. veya 2. bendi kapsamında bu harcamalarını giderleştirebilmektedir. Önemli olan husus işçi açısından istisna kapsamına girip girmediğidir. İşçi açısından ücret istisnası olması halinde kanunun 94. maddesi uyarınca tevkifat yapılmayacak, istisna olmaması halinde ise 94. madde kapsamında işverenin tevkifat yapması gerekecektir.

          3- Mükellefin İşinde Çalışan Hizmetli ve İşçiler İçin Mükellef Tarafından Ödenen Sigorta Pirimleri ve Emekli Aidatları (40/2)

          Yapılan bu ödemelerin gider olarak dikkate alınabilmesi için ödemenin geri alınmamak şartıyla, Türkiye'de yerleşik, tüzel kişiliği haiz sigorta şirketleri veya emekli ve yardım sandıklarına yapılması gerekir. Yapılan bu ödemelerde gider olarak kabul edilen kısım kanunla kurulan sosyal güvenlik kuruluşlarına işveren payı olarak ödenen tutarları kapsar. Özel sigortalar için ise işveren tarafından yapılan ödemeler ücretin brüt tutarına dahil edileceğinden, ücret gideri olarak GVK'nun 40/1. maddesi uyarınca gider yazılacaktır.

          174 nolu GVKGT'ne göre sigorta primleri dönemine ve ait olduğu yıla bakılmaksızın fiilen ödendiği tarihte gider yazılır. Ancak Aralık ayına ait sigorta primlerinin ertesi yılın Ocak ayında ödenmesi durumunda, bu primler Aralık ayının gideri olarak dikkate alınabilir. İşsizlik Sigortası Kanunu'na göre işsizlik sigortasına işveren tarafından ödenen primler ile sosyal güvenlik destekleme primleri kanunen kabul edilen giderlerdir.

          4- Mükellefin İşinde Çalışan Hizmetli ve İşçilere İşin İcabı Olarak Verilen ve İşten Ayrılmaları Halinde Geri Alınan Giyim Eşyası (Demirbaş Eşya) (40/2)

          Mükelleflerin yanlarında çalışan işçi ve hizmetlilere iş icabı olarak vermiş oldukları ve işten ayrılmaları halinde geri alınan giyim eşyaları ile ilgili olarak yaptıkları harcamalar ticari kazancın elde edilmesi ile ilgili olduğu için gider olarak dikkate alınabilecektir. Ancak hizmet erbabına özel hayatında kullanmak üzere verilen giyim eşyası ayın şeklinde ücret olarak dikkate alınacak, stopaja tabi tutulmak suretiyle GVK'nun 40/1. maddesine göre gider olacaktır.

          Örneğin, kuyumcu mağazası sahibinin yanında çalışan personele tek tip kıyafet giyme zorunluluğu getirerek gömlek ve kravat temin etmek için yapmış olduğu harcamalar bu kapsamda gider olarak hasılattan indirilebilecektir.

          5- İşle İlgili Olmak Şartıyla Sözleşmeye, İlama veya Kanun Emrine İstinaden Ödenen Zarar, Ziyan ve Tazminatlar. (40/3)

          Bu zarar, ziyan ve tazminatların gider olarak dikkate alınabilmesi için teşebbüs sahibinin suçundan kaynaklanmaması gerekmektedir. Örneğin kıdem tazminatları kanun emrine istinaden ödendiğinden, işçinin kıdem tazminatına hak kazandığı dönemde gider yazılabilir.

          6- İşle İlgili ve Yapılan İşin Önemi ve Genişliği İle Orantılı Seyahat ve İkamet Giderleri. (40/4)

          Bu harcamaların gider olarak dikkate alınabilmesi için, iş ile ilgili olması, seyahat amacının gerektirdiği süreyle sınırlı ve yapılan işin önemi ve genişliği ile orantılı olması gerekir. Örneğin eşle çıkılan iş seyahati dolayısıyla yapılan harcamaların eşe isabet eden kısmı kanunen kabul edilmeyen giderdir.

          7- Kiralama Yoluyla Edinilen veya İşletmeye Dahil Olan ve İşte Kullanılan Taşıtların Giderleri (40/5)

          Maddede geçen taşıtın işletmeye dahil olması ibaresi bilanço esasında taşıtın bilanço aktifinde görünmesi, işletme hesabı esasında ise taşıtın işletme defterinin demirbaşların kaydedildiği sayfada gösterilmesi veya amortisman listelerinde görünmesi demektir. Taşıtın lastik, boya vb. gibi tamir ve bakım masrafları taşıtın iktisadi kıymetini devamlı arttırmadığından doğrudan gider yazılır. Ancak motor değişimi gibi taşıtın iktisadi kıymetini devamlı arttıran giderler taşıtın maliyetine eklenerek amortisman yoluyla itfa edilir.

          Yapılan bu harcamaların gider olarak dikkate alınabilmesi için taşıtların kesinlikle işte kullanılması gerekir. Mükellefin özel işlerinde kullandığı taşıtlara ilişkin giderlerin, bu taşıtlar işletme aktifinde kayıtlı olsa bile indirim konusu yapılması mümkün değildir.

          Örneğin; bir kuyumcu işletmesinde kayıtlı bir binek otomobili Ankara'da üniversitede okuyan çocuğunun kullanımına tahsis etmiş ise bu taşıta ilişkin giderler hasılattan indirim konusu yapılamayacaktır.

          8) İşletme ile İlgili Olmak Şartıyla; Bina, Arazi, Gider, İstihlak, Damga, Belediye Vergileri, Harçlar ve Kaydiyeler Gibi Aynî Vergi, Resim ve Harçlar (40/6)

          Buna göre, işletme ile ilgili olmak şartıyla maddede sayılan veya sayılmamakla birlikte aynı mahiyette olan vergi, resim ve harçlar ticari kazancın tespitinde gider olarak dikkate alınabilecektir.

          Örneğin; 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu'na göre çevre temizlik vergisinin mükellefi, söz konuya vergiye konu konut, işyeri ve diğer şekillerde kullanılan binaları kullananlardır. Dolaysıyla sahibi olduğu veya kiraladığı bir işyerinde kuyumculuk faaliyetinde bulunan bir mükellef bu işyeri için ödemiş olduğu çevre temizlik vergisini gider olarak dikkate alabilecektir.

          Bu noktada değinilmesi gereken önemli bir husus, bu şekilde ödenen vergi, resim ve harçların gider olarak indirim konusu yapılabilmesi için ödemenin mükellef sıfatıyla yapılması gerektiğidir. Verginin asıl mükellefi olmayıp, yüklenici konumunda yapılan ödemeler bu bent kapsamında gider olarak dikkate alınamaz.

          Örneğin; bir kuyumcu kiralamış olduğu işyerine ilişkin emlak vergisini mülk sahibi ile yapmış oldukları anlaşma gereği kendisi ödemiş olsa bile, bu verginin asıl mükellefi mülk sahibi olduğundan yapılan bu ödemenin bu bent kapsamında gider olarak dikkate alınması mümkün olmayacaktır. Yapılan ödeme ancak yine bu kanunun 40/1. maddesi çerçevesinde kira ödemesi olarak kabul edilebilecek ve stopaja tabi olacaktır.

          Otomobile ait ödenen motorlu taşıt vergisi gider olarak yazılamaz. (MTVK Mad.14)

          9- Vergi Usul Kanunu Hükümlerine Göre Ayrılan Amortismanlar (40/7)

          Madde hükmüne göre işletmede bir yıldan fazla kullanılan, sınırlı bir ömre sahip olan ve 01.01.2006 tarihinden geçerli olmak üzere değeri 520-YTL'yi aşan, alet, edevat, demirbaş eşya ve makine, taşıt gibi kıymetler amortisman ayrılmak suretiyle itfa edilir. Bu tutarı aşmayan aynı nitelikteki harcamalar doğrudan bir seferde gider olarak dikkate alınabilecektir.

          10- İşverenlerce Sendikalar Kanunu Hükümlerine Göre Sendikalara Ödenen Aidatlar. (40/8)

          Madde hükmüne göre işverenlerce ödenen bu aidat turalarından ancak, işçilere ödenen çıplak ücretin bir günlük toplam tutarına kadar olan kısmı gider olarak dikkate alınabilecektir. Bu aidatların gider olarak hasılattan indirilebilmesi için ilgili olduğu yılda sendikaya ödenmesi gerekir. İlgili olduğu yılda ödenmeyen aidatlar, sonraki yıllarda ödenmiş olsa bile gider olarak dikkate alınamayacaktır.

 

          11- İşverenler Tarafından Ücretliler Adına Bireysel Emeklilik Sistemine Ödenen Katkı Payları (40/9)

          Madde hükmüne göre, işverenler tarafından ücretli adına bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı payları ticari kazançtan indirilebilir. Ancak bu şekilde indirim konusu yapılacak olan miktar aylık ücretin %10'nunun ve yıllık olarak da asgari ücretin yıllık tutarını aşamaz.

           

          12- Gıda Bankacılığı Faaliyetinde Bulunan Dernek ve Vakıflara Bağışlanan Gıda, Giyim, Yakacak, Temizlik Maddelerinin Maliyet Bedeli (40/10)

          Uygulamaya ilişkin usul ve esaslar 251 nolu GVKGT'nde düzenlenmiştir. Buna göre bağışın yapıldığı dernek veya vakfın tüzüğünde gıda bankacılığı ile ilgili hükümler bulunmalıdır. Bu dernek veya vakıfların başka alanlarda faaliyet gösterip göstermemesinin, kamuya yararlı olup olmamasının, vergiden muaf olup olmamasının önemi yoktur. Bağışlar bedelsiz olarak ihtiyaç sahiplerine dağıtılmak üzere şartlı olarak yapılır. Bağışı yapan tarafından yapılan bağışın tutarı VUK'nun 232. maddesindeki sınırı aşsın veya aşmasın fatura ve sevk irsaliyesi düzenlenecektir. Faturada bedel kısmına bağışlanan malın KDV hariç maliyet bedeli yazılacaktır. KDV kısmına ise, “ihtiyaç sahiplerine yardım şartıyla bağışlandığından KDV hesaplanmamıştır” ibaresi yazılacaktır. Çünkü bu bağışlar dolayısıyla yapılan teslimler KDV Kanunu'nun 17. maddesi uyarınca KDV'den müstesnadır. Bunlar dolayısıyla yüklenilen KDV indirim hesaplarından çıkarılıp gider hesaplarına alınacak ve o dönemin KDV beyannamesinde “İlave Edilecek KDV” kısmına eklenecektir.

          Bağışlanan malzemelerin işletmeye dahil olmaması halinde ise, söz konusu malın KDV dahil maliyet bedeli GVK'nun 89. maddesi çerçevesinde yıllık beyannamenin bağış ve yardımlara ilişkin bölümüne yazılarak indirim konusu yapılacaktır.(Yine tamamı herhangi bir tutarla sınırlı olmaksızın.)

          MADDE 41- GİDER KABUL EDİLMEYEN ÖDEMELER

          Bu maddede yapılan düzenlemelerin amacı işletmenin ticari varlığı ile işletme sahip veya yakınlarının kişisel varlıklarının birbirinden ayrılmasıdır.

          1- Teşebbüs Sahibinin Kendisi, Eşi ve Çocuklarının İşletmeden Çektikleri Paralar veya Aynen Aldıkları Sair Değerler (41/1)

          2- Teşebbüs Sahibinin Kendisine, Eşine ve Küçük Çocuklarına İşletmeden Ödenen Aylıklar, İkramiyeler, Komisyonlar ve Tazminatlar (40/2)

          3- Teşebbüs Sahibinin İşletmeye Koyduğu Sermaye İçin Yürütülecek Faizler (40/3)

          4- Teşebbüs Sahibinin Kendisi, Eşi ve Küçük Çocuklarının İşletmede Cari Hesap veya Diğer Şekillerdeki Alacakları Üzerinden Yürütülecek Faizler (40/4)

          Yukarıdaki hükümlerin uygulanması bakımından teşebbüs sahibi ifadesi mükellefi, eş ifadesi aralarında evlilik bağı kurulmuş erkek veya kadını, küçük çocuk tabiri (2. ve 3. bentlerin uygulanması için) 18 yaşından küçük çocukları, çocuk tabiri ise (1. bendin uygulanması bakımından) yaş sınırına bakılmaksızın teşebbüs sahibinin evlatlarını ifade etmektedir.

           

          Örnek: Kuyumculuk faaliyetinde bulunan Bay A, bir süre önce eşinden ayrılmış ve mahkeme eşe 10.000 YTL tazminat ödenmesine hükmetmiştir. Bay A, eşinin işletmeden olan alacağına, boşanma tarihinden sonraki süre için 5.000 YTL faiz işletmiştir. İşletme aktifinde bulunan bir adet daire tapu işlemi yapılarak çocuğa devredilmiştir. Burada eşe ödenen tazminat ilama, yani mahkeme kararına dayanan bir tazminat olmasına karşın ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmadığından gider yazılamaz. Eşin işletmeden olan alacağına yürütülen faizler, boşanma tarihinden sonraki süreyi kapsadığından gider yazılabilir. İşletme aktifinde bulunuyorken çocuğa verilen dairenin emsal bedeli tespit edilip, hasılata eklenecektir.

          5- Her Türlü Para Cezaları ve Vergi Cezaları ile Teşebbüs Sahibinin Suçlarından Doğan Tazminatlar (41/5)

          Madde hükmüne göre her türlü para cezaları, vergi cezaları ile teşebbüs sahibinin suçundan doğan tazminatlar gider olarak dikkate alınamaz. Bu düzenleme ticari kazançlar bakımından yapılmış özel bir düzenlemedir. Ayıca aynı kanunun 90.maddesinde ise tüm kazanç unsurları için indirimi mümkün olmayan giderler için genel bir düzenleme yapılmıştır. Buna göre;

          - Gelir vergisi ile diğer şahsi vergiler

          - Her ne şekilde olursa olsun vergi cezaları ve para cezaları

          - 6183 sayılı AATUHK hükümlerine göre ödenen cezalar, gecikme zamları ve faizler

          - VUK hükümlerine göre ödenen gecikme faizleri,

          gelir vergisi matrahından ve gelir unsurlarından indirilemez.

          Para cezalarının en tipik örneği trafik cezaları ve belediyeler tarafından kesilen cezalardır.

          Bu noktada değinilmesi gereken son husus, ticari bir sözleşmeye cezai şart konulmuşsa, bu çeşit bir tazminat cezai mahiyette sayılmaz ve gider olarak dikkate alınabilir. Örneğin; bu kapsamda elektrik faturalarının geç yatırılması dolayısıyla ödenen cezalar gider olarak kabul edilir.

          6- Her Türlü Alkol ve Alkollü İçkiler ile Tütün ve Tütün Mamullerine Ait İlan ve Reklam Giderlerinin %50'si (41/6)

          Madde hükmünde her ne kadar bu tür harcamaların %50'sinin gider olarak dikkate alınamayacağı belirtilmiş olsa da Bakanlar Kurulu bu konuda kendisine verilen yetkiyi kullanarak bu oranı %0 olarak belirlemiştir. Dolayısıyla bu tür harcamaların gider olarak indirim konusu yapılması mümkün değildir.

          7- Kiralama Yoluyla Edinilen veya İşletmede Kayıtlı Olan Yat, Kotra, Tekne, Sürat Teknesi Gibi Motorlu Deniz, Uçak ve Helikopter Gibi Hava Taşıtlarından İşletmenin Esas Faaliyet Konusu ile İlgili Olmayanların Giderleri ile Amortismanları (41/7)

          8- Basın Yoluyla İşlenen Fiillerden veya Radyo ve Televizyon Yayınlarından Doğacak Maddi ve Manevi Zararlardan Dolayı Ödenen Tazminat Giderleri (41/9)

           

          DİĞER KANUNLARA GÖRE İNDİRİMİ MÜMKÜN OLAN VEYA OLMAYAN GİDERLER

          1- Motorlu Taşıtlar Vergi Kanunu'nun 14. Maddesine Göre Aynı Kanunun I, III Ve IV Sayılı Tarifelerinde Yer Alan Taşıtlara İlişkin MTV ve Cezalarının İndirim Konusu Yapılması Mümkün Değildir.

          2- Özel İşlem ve Özel İletişim Vergilerinin Gider Olarak Dikkate Alınması Mümkün Değildir.

          3- 3100 Sayılı Kanun Uyarınca Ödeme Kaydedici Cihazlarda Amortisman %100'e Kadar Ayrılabilir. Yani Ödeme Kaydedici Cihaz Bedelinin Tamamı İlgili Dönemde Gider Yazılabilir.

           

          5. TEMEL VERGİ KANUNLARI YÖNÜNDEN SORUMLULUKLAR

 

          5.1 GELİR VEYA KURUMLAR VERGİSİ YÖNÜNDEN SORUMLULUKLAR

          Gelir veya kurumlar vergisi kanunlarındaki genel hükümler çerçevesinde, kuyumculara bazı sorumluluklar yüklenmiştir. Bu sorumluluklar, vergilendirme ve beyanname verme yönünden üç ana başlık altında toplanabilir.

          1- Kuyumcular Geçici Vergi Beyannamesi Vermekle Yükümlüdürler.

          Gelir Vergisi Kanunu'nun mükerrer 120. maddesine göre ticari kazanç sahipleri ile serbest meslek erbabı, cari vergilendirme döneminin gelir vergisine mahsup edilmek üzere, ilgili hesap döneminin üçer aylık kazançları üzerinden, 103. maddede yer alan tarifenin ilk gelir dilimine uygulanan oranda geçici vergi öderler. Hesaplanan geçici vergi, üçer aylık dönemi izleyen ikinci ayın 10. günü akşamına kadar beyan edilir, 17 günü akşamına kadar ödenir. Aynı dönem içinde tevkif edilmiş bulunan gelir vergisi, hesaplanan geçici vergiden mahsup edilir. Bir önceki takvim yılında üçer aylık dönemler halinde tahakkuk ettirilerek tahsil edilen geçici vergi, yıllık beyanname üzerinden hesaplanan gelir vergisinden mahsup edilir. Mahsup edilemeyen tutar, mükellefin diğer vergi borçlarına mahsup edilir. Bu mahsuplara rağmen kalan geçici vergi tutarı, o yılın sonuna kadar yazılı olarak talep edilmesi halinde mükellefe red ve iade edilir.

 

DÖNEMİ

BEYANNAME VERME ZAMANI

ÖDEME ZAMANI

I. DÖNEM (OCAK – MART)

10 MAYIS AKŞAMINA

KADAR

17 MAYIS AKŞAMINA KADAR

II. DÖNEM (OCAK – HAZİRAN)

10 AĞUSTOS AKŞAMINA

KADAR

17 AĞUSTOS AKŞAMINA KADAR

III. DÖNEM (OCAK – EYLÜL)

10 KASIM AKŞAMINA

KADAR

17 KASIM AKŞAMINA KADAR

IV. DÖNEM (OCAK – ARALIK)

10 ŞUBAT AKŞAMINA

KADAR

17 ŞUBAT AKŞAMINA KADAR

 

          2- Kuyumcular Tevkifat Yapmaları Halinde Muhtasar Beyanname Vermek Zorundadırlar

          Kuyumcular, Gelir Vergisi Kanunu'nun 94. maddesi gereğince, bu maddede sayılan ödemeleri yaptıkları sırada, istihkak sahiplerinin gelir vergisine mahsup edilmek üzere tevkifat yani vergi kesintisi yapmak zorundadırlar. Tevkif edilen bu vergiler muhtasar beyanname ile vergi dairesine bildirilir. Gelir Vergisi Kanunu'nun 98. maddesine göre muhtasar beyanname ertesi ayın 20. günü akşamına kadar ödeme veya tahakkukun yapıldığı yerin vergi dairesine verilir, 26. günü akşamına kadar ödenir. Zirai ürün bedelleri üzerinden tevkifat yapanlar hariç 10 ve daha az işçi çalıştıranlar muhtasar beyannamelerini 3 ayda bir verebilir.

          Kuyumcuların genel olarak karşılaşacakları üç tür tevkifat durumu söz konusudur. Bunlar; ücret ödemelerinde stopaj, serbest meslek erbabına serbest meslek işleri dolayısıyla yapılan ödemelerde stopaj ve kira ödemelerinde stopaj.

          a- Hizmet erbabına yapılan ücret ödemelerinden Gelir Vergisi Kanunu'nun 103. maddesinde belirtilen oranlarda tevkifat yapılacaktır. Tevkifat safi ücret üzerinden yapılır. Safi ücret ise brüt ücretten sosyal güvenlik kesintileri düşüldükten sonra bulunur.

          b- Noterlere serbest meslek faaliyetinden dolayı yapılan ödemeler hariç, serbest meslek erbabına serbest meslek işleri dolayısıyla yapılan ödemelerden %22 oranında tevkifat yapılır.

          c- Gelir Vergisi Kanunu'nun 70. maddesindeki mal ve hakların kiralanması karşılığında yapılan ödemelerden %22 stopaj yapılır.

          Vakıf ve derneklere ait gayrimenkullerin kiralanması karşılığında bunlara yapılan kira ödemelerinden %22 tevkifat yapılacaktır. Bent içerisine 5035 sayılı yasa ile 01.01.2004 tarihinden geçerli olmak üzere mazbut vakıflar hariç ibaresi konulmuştur. Vakıflar iki gruba ayrılır. Mazbut vakıflar ve mülhak vakıflar. Mazbut vakıflar medeni kanun yürürlüğe girmeden önce kurulan vakıflardır. Vakıflar Kanunu ile her birinin sahip olduğu tüzel kişiliğe son verilerek tek bir tüzel kişilik altında toplanmışlardır. Bu tüzel kişilik, Vakıflar Genel Müdürlüğü'dür. Mazbut vakıflar, Vakıflar Genel Müdürlüğü, yani devlet tarafından idare olunan vakıflardır. Mülhak vakıflar ise mütevelli heyeti tarafından idare olunan vakıflardır. Mazbut vakıflara ait gayrimenkullerin kiralanması halinde bunlara yapılacak kira ödemelerinden 01.01.2004 tarihinden itibaren tevkifat yapılmayacaktır. 57 nolu KVKGT'nde, özel kanunlarına göre gelir veya kurumlar vergisinden muaf veya istisna olan dernek ve vakıflara yapılan kira ödemelerinden tevkifat yapılmayacağı belirtilmiştir. Diğer taraftan kiralanan gayrimenkul bir ticari işletmenin aktifinde kayıtlı ise karşı taraf açısından elde edilen gelir, gayrimenkul sermaye iradı değil ticari kazanç olacağından kira ödemesini yapanlar tevkifat yapmayacaktır.

          3- Kuyumcular, Yıllık Gelir veya Kurumlar Vergisi Beyannamesi Vermekle Yükümlüdürler.

          Kuyumcular gelir vergisi mükellefi ise gelir vergisi beyannamesi, kurumlar vergisi mükellefi iseler kurumlar vergisi beyannamesi vermek zorundadırlar.

          Gelir Vergisi Kanunu'nun 92. maddesine göre bir takvim yılına ait beyanname izleyen yılın Mart ayının 15. günü akşamına kadar, vergiyi tarha yetkili vergi dairesine verilir. Gelir vergisi beyannamesi ile bildirilen gelir üzerinden tahakkuk ettirilen gelir vergisi Mart ve Temmuz aylarında olmak üzere iki eşit taksitte ödenir.

          Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 21. maddesine göre kurumlar vergisi beyannamesi, hesap döneminin kapandığı ayı takip eden dördüncü ayın 15. günü akşamına kadar mükellefin bağlı olduğu vergi dairesine verilir. Aynı kanunun 40. maddesine göre kurumlar vergisi, beyannamenin verileceği ayın sonuna kadar ödenir. Ödemede taksitlendirme, 4842 sayılı yasa ile 2003 yılı gelirleri dahil 01.01.2004 tarihinden itibaren kaldırılmıştır.

          5.2. VERGİ USUL KANUNU YÖNÜNDEN SORUMLULUKLAR

          VUK'nda genel olarak mükelleflerin vergilendirmede uyması gereken usul hükümlerine yer verilmiştir. Bu kanun hükümlerine göre kuyumcular açısından da geçerli olan sorumluluklar aşağıdaki gibi sıralanabilir.

          a- Kuyumcular İşe Başlama, İşi Bırakma, Adres, İş ve İşyeri Değişikliklerini Vergi Dairesine Bildirmekle Yükümlüdürler.

          İşe başlama bildirimi işe başlama tarihinden itibaren 10 gün içinde, işi bırakma ve değişiklikler ise bildirilecek olayın vukuu tarihinden itibaren 1 ay içinde bildirilmek zorundadır. İşe başlama bildiriminin zamanında yapılmaması halinde VUK'nun 352. maddesine göre I. derece, değişikliklerin zamanında bildirilmemesi halinde ise aynı madde hükmüne göre II. derece usulsüzlük cezası kesilmesini gerektirir.

          b- Kuyumcular VUK'da Belirtilen Esaslara Göre Defter Tutmak ve Tasdik Mecburiyeti Bulunan Defterlerini Süresinde Tasdik Ettirmek Zorundadırlar

          Kuyumculardan kimin hangi defteri tutmak zorunda olduğu konusuna daha önce değinmiş olduğumuz için burada tekrar aynı konuya girmenin gereksiz olduğunu düşünüyoruz. Bu noktada değineceğimiz husus bu yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde uygulanacak cezalar olacaktır.

          Kanunen tutulması zorunlu olan defterlerin tutulmaması halinde VUK'nun 352. maddesi uyarınca I. derece usulsuzlük cezası uygulanacaktır. Ayrıca bu fiil aynı kanuna göre re'sen takdir nedeni sayıldığından bu ceza iki kat olarak kesilecektir.

          Diğer taraftan kuyumcular tutmak zorunda oldukları defterlerden yevmiye defteri, envanter defteri ve işletme hesabı defterini öteden beri işe devam etmeleri halinde defterin kullanılacağı yıldan önce gelen son ayda, işe yeni başlamaları durumunda başlama tarihinden itibaren 10 gün içinde, yıl içinde defterin dolması halinde ise yeni defteri kullanmaya başlamadan önce tasdik işlemini yaptırmak zorundadırlar. Tasdik işleminin süresinde veya hiç yaptırılmaması halinde VUK'nun 352. maddesi uyarınca genel usulsüzlük cezası uygulanacaktır. Ayrıca defter hiç tasdik ettirilmemişse, bu fiil re'sen takdir nedeni sayılacağından söz konusu ceza iki kat olarak uygulanacaktır.

          c) Kuyumcular VUK Hükümlerine Göre Düzenlenme ve Kullanma Zorunluluğu Getirilen Belgeleri Düzenlemek ve Kullanmak Zorunadırlar

          VUK hükümlerine göre kuyumcuların kullanmak zorunda olduğu belgeler fatura, yazar kasa fişi, perakende satış fişi, sevk irsaliyesi ve gider pusulası olarak sıralanabilir.

          Fatura; V.U.K.'nun 229. maddesine göre fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır. Fatura, malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami 7 gün içinde düzenlenir. Bu süre içerisinde düzenlenmeyen faturalar hiç düzenlenmemiş sayılır.

 

          V.U.K.'nun 232. maddesinde fatura kullanma mecburiyeti ile ilgili düzenlemelere yer verilmiştir. Buna göre birinci ve ikinci sınıf tüccarların, basit usul mükelleflerinin ve defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilerin; birinci ve ikinci sınıf tüccarlara, serbest meslek erbabına, basit usul mükelleflerine, defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilere ve vergiden muaf esnafa sattıkları emtia veya yaptıkları işler için fatura vermek ve bunlar da fatura istemek ve almak mecburiyetindedirler.

          Bu durumda emtiayı satan veya işi yapan mükellef, düzenlediği faturada müşterinin adı soyadı, vergi dairesi ve hesap numarasının doğruluğundan sorumlu olacaktır. Bu sorumluluk çerçevesinde faturayı düzenleyenin istemesi halinde müşteri kimliğini ve vergi dairesi hesap numarasını gösterir belgeyi ibraz etmek zorundadır. Yukarıda sayılanların nihai tüketicilere emtia satması veya hizmet yapması halinde bedelin 520 YTL'yi geçmesi veya bu bedelin altında kalsa bile müşterinin istemesi halinde fatura düzenlenmesi zorunludur. Nihai tüketicilere yapılan satışlarda satıcının, müşterinin ad soyad, vergi dairesi, hesap numarasının doğruluğundan sorumlu olması uygulaması yoktur.

          V.U.K.'nun 230. maddesine göre faturada en az aşağıdaki bilgiler bulunur.

          - Faturanın düzenlenme tarihi, seri ve sıra numarası;

          - Faturayı düzenleyenin adı, varsa ticaret unvanı, iş adresi, bağlı olduğu vergi dairesi ve hesap numarası;

          - Müşterinin adı, ticaret unvanı, adresi, varsa vergi dairesi ve hesap numarası;

          - Malın veya işin nevi, miktarı, fiyatı ve tutarı;

          - Satılan malların teslim tarihi ve irsaliye numarası.

          Örnek: Kuyumcu Bay B, kuyumcu Bay A'dan altın satın alarak kendi vitrinine koyacaktır. Burada emtianın tutarına bakılmaksızın Bay A tarafından Bay B adına fatura düzenlenecektir.

          Örnek: Kuyumcu Bay A, nihai tüketici Bay B'ye 600 YTL tutarında altın satmıştır. 520 YTL'lik yasal sınır aşıldığından Bay A fatura kesmek zorundadır.

          Örnek: Kuyumcu Bay A, nihai tüketici Bay B'ye 500 YTL tutarında altın satmıştır. Bay B, Bay A'dan fatura kesmesini istemiştir. Bay A, emtia tutarına bakılmaksızın Bay B adına fatura kesmek zorundadır.

          Perakende satış vesikaları; V.U.K.'nun 233. maddesine göre birinci ve ikinci sınıf tüccarlar, basit usul mükellefleri ve defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçiler, fatura vermek mecburiyetinde olmadıkları satışları için perakende satış vesikaları düzenlerler. Kuyumcuların kullanacakları perakende satış vesikaları; perakende satış fişleri ve makineli kasaların kayıt rulolarıdır. Makineli kasa kullanıp da müşteriye fiş verilememesi halinde, perakende satış fişi tanzimi ve müşteriye verilmesi mecburidir.

          Örnek: Kuyumcu Bay A, nihai tüketici Bay B'ye 300 YTL tutarında altın satışı yapmıştır. Bay B, Bay A'dan yazar kasa fişi istemiştir. Bay A elektriklerin kesik olması nedeniyle yazar kasa fişini veremeyeceğini veya fişi daha sonra keseceğini söylemiştir. V.U.K.'nun 233. maddesindeki “Makineli kasa kullanıp da müşteriye fiş verilememesi halinde, perakende satış fişi tanzimi ve müşteriye verilmesi mecburidir.” hükmü gereğince Bay A, perakende satış fişi tanzim edip müşteriye vermek zorundadır.

          Sevk irsaliyesi ; Sevk irsaliyesi, mal sevkiyatı yapanlar veya yaptıranlar tarafından düzenlenen belgedir. Mal satıcı tarafından taşınıyor veya taşıttırılıyorsa satıcı, alıcı tarafından taşınıyor veya taşıttırılıyorsa alıcı tarafından sevk irsaliyesi düzenlenip araçta bulundurulması şarttır. Nihai tüketici tüketim amacıyla mal almışsa, kendisi taşıyor veya taşıttırıyorsa ve fatura veya perakende satış fişi varsa sevk irsaliyesi aranmaz. İrsaliyede fiyat ve tutar ile ilgili bilgiler hariç faturada bulunması gereken bilgiler bulunur. İrsaliyede malın nereye ve kime gönderildiği ayrıca yazar. Malın şube, konsinyasyon vs. için gönderilmesinde dahi sevk irsaliyesi düzenlenir. Sevk irsaliyesinde tanzim tarihi ile sevk tarihi ayrı ayrı yer alır. Biri yoksa düzenlenmemiş sayılır. Ancak 345 nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğine göre müstekar hale gelmiş yargı kararları dikkate alınarak sevk irsaliyesinde fiili sevk tarihinin bulunmaması durumunda özel usulsüzlük cezası yerine 352/II-7 uyarınca ikinci derece usulsüzlük cezası uygulanması uygun görülmüştür.

          Örnek: Kuyumcu Bay A, elinde bulunan hurda altınları X atölyesine bilezik yapımı için gönderiyor. Bay A, hurda altını sevk irsaliyesi düzenlemek suretiyle X atölyesine göndermek zorundadır.

          Gider pusulası ; 1.ve 2. sınıf tüccarlar, basit usul mükellefleri, defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçiler ve serbest meslek erbabının vergiden muaf esnaftan aldıkları emtia için düzenledikleri belgedir. Bu belge vergiden muaf esnaf tarafından verilmiş fatura hükmündedir. Bu belge 1. ve 2. sınıf tüccarların, zati eşyalarını satan kişilerden aldıkları altın, mücevher gibi kıymetli eşya için de tanzim edilir. Bu nedenle kuyumcular nihai tüketiciden satın aldıkları hurda altınlar için gider pusulası düzenlemek zorundadırlar.

          Örnek: Bay B, eşine ait olan bilezikleri, Kuyumcu Bay A'ya satmıştır. Bay A, bu alışı için gider pusulası düzenleyecek ve bir nüshasını Bay B'ye verecektir. Bu gider pusulası Bay A açısından emtia alış faturası hükmünde olacaktır. Bu işlemde KDV veya stopaj söz konusu değildir.

          Yukarıda sayılan belgelerin verilmemesi, alınmaması, belgelerde gerçek meblağlardan farklı meblağlara yer verilmesi, düzenlenmemesi, kullanılmaması, bulundurulmaması, belgelerin aslı ile örneğinde farklı meblağlara yer verilmesi, belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi halinde V.U.K.'nun 353. maddesi gereğince özel usulsüzlük cezası kesilecektir. Bu ceza 01.01.2006 tarihinden geçerli olmak üzere düzenlenmeyen her belge için 129 YTL'dir.

          d- Kuyumcuların VUK Hükümlerine Göre Tuttukları Defterleri ve Kullandıkları Belgeleri Saklama ve İstenildiğinde İbraz Mecburiyetleri Vardır.

          - V.U.K.'nun 253. maddesine göre tutulan defterler ve ilgili vesikalar mükellefler tarafından, ilgili bulundukları yılı takip eden takvim yılından başlayarak beş yıl süre ile muhafaza edilmelidir.

          - Yasanın 256. maddesine göre defter ve belgeler muhafaza süresi içinde yetkili makam ve memurların talebi üzerine mükellef tarafından ibraz edilmelidir. Aksi halde kanunun 359. maddesi gereğince Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulacaktır.

          - Yasanın 257. maddesine göre işletmede fiili envanter yapılması halinde mükellef; araç, gereç ve personeli ile gerekli yardım ve kolaylığı gösterecektir. Aksi halde mükerrer 355. madde uyarınca özel usulsüzlük cezası kesilecektir.

          5.3. KDV KANUNU YÖNÜNDEN SORUMLULUKLAR

          KDV Kanunu'nun, verginin konusunu teşkil eden işlemler başlıklı 1. maddesine göre ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler katma değer vergisine tabidir. Yasanın 1. maddesinde yapılan bu genellemeye göre ticari bir faaliyet olan kuyumculuk faaliyetinde yapılan teslimler de KDV'ye tabi olacaktır. Ancak yasanın 17. maddesinin 4. bendindeki diğer istisnalar bölümünde bu teslimlerle ilgili bir istisna hükmü yer almaktadır.

          KDV Kanununun 17/4-g maddesi uyarınca külçe altın, külçe gümüş ve kıymetli taşların (elmas, pırlanta, yakut, zümrüt, topaz, safir, zebercet, inci, kübik virconia) teslimi KDV'den müstesnadır. Bu hüküm, kuyumcuları tamamen KDV'nin kapsamı dışında bırakmamakta, yasanın 23. maddesiyle bunların yapacakları teslimler özel matrah şekline tabi tutulmaktadır. Kanunun 23. maddesinin e bendi şöyledir: “Altından mamül veya altın ihtiva eden ziynet eşyaları ile sikke altınların teslim ve ithalinde matrah, külçe altın bedeli düşüldükten sonra kalan miktardır.” Maliye Bakanlığınca 9 ve 69 nolu KDV Genel Tebliğleri çıkarılarak konu ile ilgili açıklamalar yapılmıştır. İthalat veya dahilden satın alma yoluyla temin edilen külçe altından bizzat imal edilen veya fason olarak imal ettirilen veya teslim edildiği şekilde satın alınan ziynet eşyası ile sikke altınların tesliminde satış bedelinden teslim konusu mamulün bünyesinde yer alan külçe altına isabet eden has bedel düşüldükten sonra kalan miktar katma değer vergisinin matrahı olacaktır.

          Diğer taraftan, külçe altından (hurda altın dahil) altın mamulü veya altın ihtiva eden eşya imalatı ile uğraşanların yaptıkları işler karşılığında aldıkları ücretler üzerinden ayrıca katma değer vergisini hesaplayacakları tabiidir.

          Örnek:

          100 gram ağırlığında 22 ayar bir bilezik 2.000 YTL'ye satılmıştır. (O andaki 1 gram 22 ayar altının satış fiyatı 20-YTL, 1 gr külçe altının fiyatı 21 YTL'dir.) Bu satışın vergilendirilmesi şöyle olacaktır.

          Öncelikle 100 gram ağırlığındaki 22 ayar bilezikteki külçe (has) altın miktarı bulunur. Kuyumculuktaki hesaplamalarda ayar, milyeme çevrilir. 22 ayar, (22/24)= 0,916 milyemdir. 100 X 0,916= 91,6 gr. 100 gram bileziğin 91.6 gramı külçe (has) altındır. Has altın bedeli 91,6 gram x 21 YTL = 1.923,6 YTL olacaktır. Saf olmayan alaşım miktarı ise 100-91,6= 8,4 gramdır. Alaşım miktarı olarak tabir edilen bu miktarın teslimi KDV'nin konusuna girmektedir. Buna göre bu tutarın KDV dahil bedeli 2.000 YTL – 1.923,6 YTL = 76,4 YTL olacaktır. Bu tutara iç yüzde yöntemini uyguladığımızda bedel ve KDV ortaya çıkacaktır. Buna göre 76,4/1,18= 64,74 YTL bedel, 11,66 YTL ise hesaplanan KDV olacaktır.

          100 Gr 22 Ayar Bilezik Satışı = 100 gr x 20 YTL = 2.000-YTL

          KDV'ye Tabi Olmayan Külçe

          Altın Miktarı = 100 Gr x 0,916 = 91,6 Gr

          KDV'ye Tabi Olmayan Kısmın

          Tutarı = 91,6 Gr x 21-YTL = 1.923,6 YTL

          KDV'ye Tabi Olan Miktarın = 2.000 YTL – 1.923,6 YTL= 76,4 YTL

          KDV Dahil Tutarı

          KDV Matrahı = 76,4 YTL / 1,18 = 64,74 YTL

          Hesaplanacak KDV Tutarı = 64,74 x 0,18 = 11,66 YTL

          Bu satışa ilişkin fatura örneği Vergi Usul Kanunu'nun 230. maddesindeki, faturada bulunması gereken mecburi unsurların bulunduğu kabul edilerek aşağıdaki gibi olacaktır.

 

          Fatura Örneği

 

Cinsi

Ayar

Miktar

(Gram)

Gram Fiyatı

Tutar

Külçe

Gram Fiyat Tutar

KDV Dahil Tutar

Bilezik

22

100

20,00YTL

2.000,00YTL

91,6 21,00 1.923,6

76,4 YTL

100 GR 22 AYAR BİLEZİK SATIŞI

KDV Matrahı 64,74 YTL

KDV 11,66 YTL

Genel Toplam 2.000 YTL

 

          Örnek:

          Malatya Vergi Dairesi Başkanlığı Fırat Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün mükellefi X Kuyumculuk Ltd. Şti. 05.01.2006 tarihinde bir müşterisine yarım meskuk altını 80,00 YTL'ye satmıştır. O tarihte külçe (has) altının gramı 22,90 YTL'dir. Mükellef tarafından düzenlenen ödeme kaydedici cihaz fişi aşağıdaki gibidir.

 

          X KUYUMCULUK LTD. ŞTİ.

 

          ADRES VE TELEFON

 

          FIRAT V.D.-VERGİ KİMLİK NO

          TEŞEKKÜRLER

          05.01.2006 FİŞ NO:000003

          SAAT : 12.33

          ALTIN % 0 79,00

          İŞÇİLİK %18 1,00

          KDV 0,15

          TOPLAM 80,00

          NAKİT 80,00

 

 

          Bu yanlış düzenlenmiş bir belge örneğidir. Bu belgenin düzenlenmesi için yapılacak işlem ve düzenlenmesi gereken belge şöyle olacaktır.

          Yarım Meskuk Altının Gamı : 3,60 Gr

          Yarım Meskuk Altının Ayarı : : 22 Ayar veya 0,916 Milyem

          Yarım Meskuk Altının İçindeki : 3,60 Gram x 0,916 Milyem = 3,30

          Külçe Altın Miktarı

          İlgili Tarihteki Külçe Altının Fiyatı : 22,90 YTL

          Külçe Altın Bedeli: : 3,30 Gram x 22,90 YTL = 75,57 YTL

          (KDV'den İstisna Olan Kısım)

          KDV'ye Tabi Kısım : 80 YTL – 75,57 YTL = 4,43 YTL

          (KDV Dahil)

          KDV Matrahı : 4,43 YTL / 1,18= 3,75 YTL

          Hesaplanacak KDV : 4,43 YTL - 3,75 YTL = 0,68 YTL

 

 

          Doğru ÖKC Fişi

           

 

          X KUYUMCULUK LTD. ŞTİ.

          ADRES VE TELEFON

          FIRAT V.D.-VERGİ KİMLİK NO

          TEŞEKKÜRLER

 

          05.01.2006 FİŞ NO:000003

          SAAT : 12.33

          ALTIN % 0 75,57

          İŞÇİLİK %18 3,75

          KDV 0,68

          TOPLAM 80,00

          NAKİT 80,00

 

          Kuyumcular bu şekilde yapmış oldukları satışlar üzerinde hesaplayacakları KDV'den kendilerine yapılan teslim ve hizmetler nedeniyle yüklenmiş oldukları KDV'yi düşmek suretiyle, her aya ilişkin KDV beyannamelerini takip eden ayın 20.günü akşamına kadar bağlı bulundukları vergi dairesine vermeye ve 26. günü akşamına kadar ödemeye mecburdurlar.

 

          5.4. 3100 SAYILI KDV MÜKLLEFLERİNİN ÖDEME KAYDEDİCİ CİHAZLARI KULLANMALARI MECBURİYETİ HAKKINDA KANUN YÖNÜNDEN SORUMLULUKLAR

          Kuyumcular 3100 sayılı kanun uyarınca ödeme kaydedici cihaz kullanmak zorundadırlar. Yazar kasa kullanılarak verilen fişler mükellefin fatura vermek zorunda olmadığı satışlarının belgelendirilmesinde kullanılmakta ve fatura yerine geçen vesika özelliği taşımaktadır.

          3100 sayılı Kanuna ilişkin 25 nolu Genel Tebliğ uyarınca ödeme kaydedici cihazlardan genel olarak 3 tür rapor almak mümkündür.

 

          X Raporu:

          Günlük hafızadan alınmakta ve o güne ilişkin mali bilgileri göstermektedir. Yani o günkü hasılatı ve KDV'sini göstermektedir. Bazı cihazlar kümülatif toplamı da ayrıca verebilmektedir. Belli zamanlarda alma zorunluluğu yoktur. Denetimlerde bilgi mahiyetli olarak alınabilir. Alındığında herhangi bir sıfırlama yapmaz.

          Z Raporu:

          Günlük hafızadan alınmakta ve o güne ilişkin mali bilgileri göstermektedir. Yani o günkü hasılatı ve kdv'sini göstermektedir. Günlük hafızayı sıfırlayıp mali hafızaya kaydeden rapordur. Her iş günün sonunda alınması zorunludur. Ödeme kaydedici cihaz ile satış yapılmadıysa z raporu alınma zorunluluğu yoktur. Z raporunun alınması günlük hafızanın sıfırlanması sonucunu doğurduğundan faaliyetin bitiminden önce kesinlikle alınmamalıdır.

          Mali Hafıza Raporu:

          Aylık olarak alınıp KDV beyannmasine eklenir. 21 nolu KDV sirküsü ile internet ortamında verilen KDV beyannamelerinde bu zorunluluk kaldırılmıştır.

          3100 sayılı kanunun mükerrer 8. maddesinin 2. bendine göre ödeme kaydedici cihaz ile ilgili Maliye Bakanlığınca belirlenip açıklanan usul ve esaslara uymayanlara (cihazın vergi dairesine kaydı, arıza, satış, işgünü sonunda z raporu alınması , muhafaza edilmesi) vergi usul kanundaki usulsüzlük cezalarına ait cetvelde yazılı 1. derece usulsüzlük cezalarının 5 katı uygulanır. Silik ve okunaksız fiş verilmesi halinde 352/II-7 uyarınca 2. derece usulsüzlük cezası kesilir.

 

          6. KUYUMCULARIN İKRAZATÇILIK VE DÖVİZ ALIM SATIM İŞLERİ KARŞISINDAKİ DURUMU

          Kuyumculuk faaliyetinde bulunan bazı mükelleflerin uygulamada ikrazatçılık (ödünç para verme) ve döviz alım satım işi ile de iştigal ettikleri görülmektedir. İkrazatçılık faaliyetinde bulunabilmek için Hazine Müsteşarlığından izin almak gerekir. İkrazatçılık faaliyetleri ile ilgili usul ve esasları düzenleyen 90 nolu Kanun Hükmünde Kararnameye göre ödünç para verme işlemi Hazine Müsteşarlığından izin alınmak suretiyle yapılırsa ikrazatçılık, izinsiz yapılırsa tefeciliktir. 90 nolu Kanun Hükmünde Kararnameye göre tefecilik yapanlar hakkında Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulur. Ceza kanunumuza göre tefecilik hürriyeti bağlayıcı ceza gerektiren bir suçtur.

          Vergi denetim ve incelemeleri sırasında veya ihbar ve şikayetlerin değerlendirilmesi sonucunda bazı kuyumcuların illegal olarak tefecilik yaptıkları tespit edilmektedir. Uygulamada tefecilikte en çok başvurulan yöntemler aşağıdaki örneklerde açıklanmıştır.

          Örnek:

          Parasal sıkıntılar yaşayan Bay A, kuyumcu Bay B'ye başvurup 10.000 YTL tutarında borç para ister. Kuyumcu Bay B, 3 ay içerisinde geri ödemeli 15.000 YTL tutarındaki borç senedini imzalaması halinde bu parayı vereceğini Bay A'ya söyler. Bay A, senetleri imzalayıp parayı alır. Bu klasik bir tefecilik yöntemidir.

          Örnek:

          Parasal sıkıntılar yaşayan Bay A, kuyumcu Bay B'ye başvurup 1.000 YTL tutarında borç para ister. Kuyumcu Bay B, Bay A'ya kredi kartından 1.200 YTL çekmesi karşılığında 1.000 YTL'yi hemen vereceğini söyler. Bay A bunu kabul eder. Finansal araçların gelişmesi, kredi kartlarının yaygınlaşmasıyla birlikte son dönemlerde ortaya çıkan bir tefecilik yöntemidir.

          Döviz alım satım faaliyetlerinde bulunulması ile ilgili usul ve esaslar Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar ve Tebliğlerinde açıklanmıştır. Buna göre döviz alım satım faaliyetlerinde bulunulabilmesi için Hazine Müsteşarlığından izin alınması, anonim şirket olarak kurulması, münhasıran yetkili müesseselerin faaliyet konuları ile iştigal edilmesi, kurucuların yüz kızartıcı suçlar ile vergi kaçakçılığı suçlarını işlememiş olması, kurucuların müflis olmaması veya konkordato ilan etmiş olmaması, kurucuların yüksek öğretim kurumlarından mezun olması gibi koşulların olması gerekir.

          Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere kuyumculuk sektöründe faaliyet gösteren mükellefler, ödünç para verme ve döviz alım satım işleriyle iştigal edemeyeceklerdir. İllegal olarak bu işlerle iştigal eden mükellefler sektörde haksız rekabete neden olmakta, ceza kanununa göre cezalandırılacak bir suç işlemekte, bu işlerden elde edilen hasılatı kayıt ve beyan dışı bırakmak suretiyle vergi kayıp ve kaçağına yol açmaktadırlar. Kuyumculuk faaliyetinin yanında bu faaliyetlerle de iştigal edildiğinin tespiti halinde ilgili hakkında Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunulacak ve kayıt ve beyan dışı bırakılan hasılatlar üzerinden vergi tarh edilip ilgili cezalar kesilecektir.

          7. FİYATLARIN BELİRLENMESİ, DEĞERLEME VE ENFLASYON DÜZELTMESİ

          1980'lerden itibaren ekonomide liberal politikalar uygulanmaya başlanırken, liberalizme özgü kuruluşlar da yavaş yavaş ekonomik hayatta yerlerini almaya başlamıştır. İşte bu trendin halkalarından birkaçı da 1980'lerin sonu ve 1990'ların başından itibaren yasal alt yapıları oluşturulan ve hayata geçirilen Altın Piyasası, İstanbul Altın Borsası, Kıymetli Maden Borsalarıdır. Borsa alıcı ve satıcıyı bir araya getiren organize edilmiş merkezi pazardır. Fiyatlar devlet müdahalesi olmaksızın, serbest piyasa arz ve talep koşullarına göre belirlenir. Bu belirlemelerden hareketle kuyumcuların satış esnasında has altının fiyatını borsa rayicine göre hesaplayacağı bir realitedir.

          1 gramlık külçe altının borsa fiyatı bellidir. Örneğin 10 gramlık 22 ayar bilezik satılmak istendiğinde, 1 gram külçe altının fiyatı 22 YTL ise, bu bileziğin has bedeli 10 gram x 0,916 milyem = 9,16 gram (0,916 gram x 22 YTL)= 20,15 YTL olacaktır. Ancak değinildiği gibi bu altının has bedeli olup, piyasa değeri değildir. Piyasa değeri söz konusu altının alaşım muhteviyatına, işçiliğine göre farklılık arz etmektedir. Esasen kuyumcuların esas kazançları buradadır.

          Altının bir borsası olmasına rağmen, altın ve altından mamul emtianın dönem sonu değerlemesi maliyet bedeli ile yapılacaktır. Nitekim Vergi Usul Kanununun 274. maddesinde e mtianın maliyet bedeliyle değerleneceği hükme bağlanmıştır. Emtianın maliyet bedeline nazaran değerleme günündeki satış bedelleri % 10 ve daha fazla bir düşüklük gösterdiği hallerde mükellef, maliyet bedeli yerine 267. maddenin ikinci sırasındaki usul hariç olmak üzere, emsal bedeli ölçüsünü tatbik edebilir. Bu hüküm 275. maddedeki imal edilen emtia için de uygulanabilir.

          Kuyumculuk sektörü vergi konusunda, uzun yıllardan beri yüksek enflasyonun dezavantajını yaşamıştır. Yüksek enflasyon nedeniyle gerçek olmayan değer artışlarının vergilendirilmesi konusu uzun yıllar boyunca kuyumculuk sektöründe en büyük vergisel sorun olarak tartışılmıştır. Kuyumcular ellerindeki altın stoklarını maliyet bedeli ile değerledikleri için bunlar düşük fiyatlarla envantere yansımakta ve bu malların satışı gerçekleştiğinde yüksek enflasyon nedeniyle gerçek olmayan büyük kârlılık oranları ortaya çıkmaktaydı. Öncelikle sektörde faaliyet gösteren ve bu değinilen sorunları yaşayan mükelleflere 4811 sayılı Vergi Barışı Kanunu ile stok affı ve matrah arttırımı imkanı tanınmış, daha sonra 4842 sayılı kanunla Gelir Vergisi Kanunu'nun 38. maddesinin sonuna eklenen hüküm ile işlenmiş altın alım-satım ve imali ile iştigal eden mükelleflere satmış oldukları mamulün has altın maliyet bedelini sürekli olarak güncelleme imkanı getirilmişti. Bu hükme göre sürekli olarak işlenmiş altın alım-satımı ve imali ile iştigal eden mükellefler, altın satış tarihindeki İstanbul Altın Borsasında oluşan has altın değeri ile satılan mamulün has altın maliyet bedeli arasında oluşan farkı, maliyet bedeline ilave edeceklerdir. Oluşan fark bilançonun pasifinde özel bir fonda izlenecek, bu fonun sermayeye ilave dışında herhangi bir suretle başka bir hesaba nakledilmesi veya işletmeden çekilmesi halinde, o yılın kazancına dahil edilerek vergiye tabi tutulacaktır. 30.12.2003 tarihinde yayınlanan 5024 sayılı kanun ile “enflasyon düzeltmesi” yürürlüğe girdiğinden, söz konusu hüküm 01.01.2004 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlükten kaldırılmıştır. Maliyet bedeli güncellemesi, hükmün yürürlüğe girdiği 24.04.2003 tarihi ile yürürlükten kaldırıldığı 01.01.2004 tarihleri arasında kalan dönemde yapılan satışlar için uygulanabilecektir. Yüksek enflasyondan kaynaklanan gerçek olmayan değer artışlarının dezavantajlarını bertaraf etmek için 5024 sayılı yasa çıkarılarak enflasyon düzeltmesi uygulamalarına geçilmiştir. Bu yasal düzenlemeler sayesinde kuyumcular enflasyondan arındırılmış olan kazançlarının vergisini vermeye başlamışlardır.

          Enflasyon düzeltmesi uygulamasının usul ve esasları V.U.K.'nun mükerrer 298. maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler ilk olarak 5024 sayılı yasa ile getirilmiştir. Daha sonra uygulamaya yön vermeyi amaçlayan çok sayıda genel tebliğ ve sirkü yayınlanmıştır. 5024 sayılı yasa enflasyon düzeltmesi ile ilgili ikili bir yaklaşım getirmiştir. 31.12.2003 mali tabloları geçici 25. maddeye göre, sonrası mükerrer 298. maddeye göre düzeltilecektir. Enflasyon düzeltmesi ile ilgili genel kurallar şunlardır:

          - Bilanço esasına göre defter tutan gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri enflasyon düzeltmesi yaparlar.

          - Enflasyon, içinde bulunulan hesap dönemi dahil son üç hesap döneminde %100'den fazla olacak ve içinde bulunulan hesap döneminde %10'dan fazla olacaktır.

          - Geçici vergi dönemlerinde de enflasyon düzeltmesi yapılır. Son üç hesap dönemi yerine geçici vergi döneminin son ayı da dahil olmak üzere önceki 36 ay ve içinde bulunulan hesap dönemi yerine son 12 ay dikkate alınır. Geçici vergi dönemlerinin herhangi birinde düzeltme yapılırsa takip eden geçici vergi dönemlerinde ve içinde bulunulan hesap döneminin sonunda da düzeltme yapılır.

          - V.U.K.'nun mükerrer 298. maddesinin A fıkrasının 9 nolu bendi ile 348 nolu VUKGT'ye göre münhasıran sürekli olarak işlenmiş altın ve gümüş alım satım imalatı ile uğraşan bilanço esasına tabi gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri enflasyon düzeltmesi şartlarının oluşup oluşmadığına bakılmaksızın 2005 ve müteakip yıllarda her geçici vergi dönemi ve hesap dönemi sonu itibariyle enflasyon düzeltmesi yapmak zorundadırlar.

          - 9 nolu Vergi Usul Kanunu Sirküleri gereğince enflasyon düzeltmesi yapılmaması halinde V.U.K.'nun 353. maddesinin 6. bendine göre özel usulsüzlük cezası kesilecektir.

          - 19 nolu Vergi Usul Kanunu Sirküleri gereğince, esas faaliyetleri olan kuyumculuk işi yanında bu faaliyetlerinin bir cüzü niteliğinde olan platin, kıymetli taş alım-satımı veya imali gibi faaliyetleri bulunan mükelleflerce de enflasyon düzeltmesi yapılması gerekmektedir. Ancak kuyumculuk faaliyetinin yanı sıra bu nitelikte olmayan market işletmesi, gıda ticareti, beyaz eşya alım satımı, kafe işletmesi gibi başka faaliyetlerinin bulunması durumunda münhasıran sürekli olarak işlenmiş altın, gümüş alım satımı ve imali faaliyetinden söz edilemeyeceğinden enflasyon düzeltmesi yapılmayacaktır.

          Enflasyon düzeltmesinin temel mantığı parasal olmayan kıymetlerin yasada belirtilmiş bazı katsayılarla çarpılarak düzeltilmiş tutarlara ulaşılması ve daha sonra da düzeltilmiş tutardan düzeltme öncesi tutarların çıkarılarak düzeltme farklarının muhasebeleştirilmesidir.

          8. SONUÇ

          Kuyumculuk sektörü iç piyasadaki durgunluğa rağmen gelecek yıllar için umut vaat etmektedir. Sektörün gelişmesi ve yaşanan mali sıkıntıların aşılması için gerekli vergi düzenlemeleri yapılmaktadır. Tüm bu yasal düzenlemeler karşısında gelir idaresi artık bakkal dükkanından daha az vergi veren kuyumcu görmek istememektedir. Yasalarda belirtilen belge, kayıt ve beyan düzenine riayet edildiği sürece sektördeki mali sıkıntılar ortadan kalkacaktır. Bu düzenlemelere uyulmadığı, sektörde vergi kayıp ve kaçağı devam ettiği sürece sektör, mercek altında tutulmaya devam edilecektir.           

 

                                                                                                                                                                      02.03.2006

                                                                                                                                                                         MALATYA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI